RSS

Zitate: Familienstand – Alleinerziehend


fakt ist, dass ehe und familie unter besonderem schutz des staates stehen, alleinerziehende dagegen nicht.

eine studie von 2010. mehr als die hälfte aller deutschen, nämlichh 52% betrachtet ein elternteil plus kind nicht als familie

Einem Vater, der keinen Gedanken daran verschwendet,wie er der Mutter seines Babys vielleicht doch helfen könnte – auch wenn er mit ihr und dem Kind nicht leben will, mangelt es an menschlichen Anstant. Wenn er aber nach einem halben Jahr zum Jugendamt geht und dort die Umgang einfordert, wird er dort als engagierter Vater unterstützt.

alleinerziehende frauen sind überdurchschnittlich stark von Armut bedroht. in Deutschland mehr als die INDUSTRIENATIONEN

das versagen von vaetern wird oft entschuldigt.

Kinder sind Kult, die Mutter ist es nicht. _Zumindestens nicht, wenn sie wie eine aussieht. Mutterhass finden sie überall. Deshalb tun Frauen heute alees um gleich nach der Geburt wieder wie vorher auszusehen. Dies ist der Ursache der Abscheu vor mütterlichen Körper.

Ich möchte auch Mann sein und erleben, wie es sich anfühlt, wenn die ganze Gesellschaft Beifall klatscht, weil ich knapp zwei Monate Elternzeit nehme, während niemand auch nur eine Augenbraue hebt, wenn meine Frau die restlichen zwölf nimmt.

Ein Staat, der sich aus der Familie heraushält, indem er Infrastruckturen zur Kinderbetreuung verweigert und per ehegatten-Splitting und Betreuungsgeld großzügig die hergebrachte Rollenverteilung fördert, trägt zur Erosion der Familien bei.

Aber ich sehe bei Männern ein unglaubliches Misstrauen gegenüber Frauen und Angst. Sie fragen sich: was bin ich, wenn du alles kannst, was ich kann. und dazu noch Kinder bekommen. Was bleibt mir?

Interesanterweise gibt es ja gerade bei selbstständigen Männern plötzlich erhebliche Einkommenverschelchterungen im zusammenhang mit der Trennung.

Kann jemand der zugibt,dass er sich allein und überfordert fühlt, in einer Gesellschaft, die Unabhängigkeit zu höchsten Prämise macht, wirklich mit Sympathie rechnen.

Mit Steuerklasse 2 bleibt dem Alleinerziehender im Jahr 1300 Freibetrag. In einer Ehe, dank familien-splitting bis zu 15.500 €. Die eindeutige bevorzugung der Ehe-Familie gegenüber der alleinerziehenden zeigt, was der Gesetzgeber wirklich von alleinerziehenden hält.

Wird kein oder nicht zuverlässig Unterhalt bezahlt,obwohl der Elternteil dazu in der Lage ist, ändert das nicht an seinem Sorge- und Umgangsrecht. Nichts zahlen aber über alles mitbestimmen, ist eine keineswegs seltene Kombination.

 

 
1 Comment

Geschrieben von - 20. Mai 2012 in Uncategorized

 

Schlagwörter: , , , , , , , , , , , , ,

Lewis Carroll - Alice im Wunderland (Zitate)

Reblogged from Bücherzeit:

“Ich bin ganz deiner Meinung”, sagte die Herzogin; “und die Moral davon ist: ‘Scheine, was du bist, und sei, was du scheinst’ – oder einfacher ausgedrückt: ‘Sei niemals ununterschieden von dem, als was du jenem in dem, was du wärst oder hättest sein können, dadurch erscheinen könntest, daß du unterschieden von dem wärst, was jenen so erscheinen könnte, als seiest du anders!”

Weiterlesen… 161 more words

 
Leave a comment

Geschrieben von - 17. Mai 2012 in Uncategorized

 

Ozan Oganer


Izmir Dokuz Eylul Universitesi Guzel Sanatlar Bolumu mezunu olan Ozan Oganer’in calismalari mitik, kulturel ve kisisel tarihlerden yola cikan konulari sorgulamaktadir. 2010′da Paris’te Cité Internationale des Arts’ta SIMIT’in davetlisi olarak IKSV bursuyla alti ay sanatsal arastirma ve atolye calismalarinda bulunan Oganer, Istanbul’da AlanIstanbul Galerisi’nde Bahar Oganer’le actigi “Gizli Bahce” isimli serginin ardindan Amerika’nin Kaliforniya eyaletindeki 18th Street Arts Center’daki “Los Angeles Istanbul Baglantisi” sergisinde yer alip Mayis 2011′de Ilayda Sanat galerisinde ikinci kisisel sergisini acacaktir. Ogar’in heykelleri Istanbul Modern Sanat Muzesi dahil olmak uzere ozel ve kurumsal kolleksiyonlarda yer almaktadir.

 
Leave a comment

Geschrieben von - 6. Mai 2012 in Uncategorized

 

Schlagwörter: , , , , , , , , ,

kahramanlar


FOTOĞRAFA BAKTIĞINIZDA EE NE VAR BUNDA ŞİMDİ DİYORSUNUZ?
OKUYUN VE ANLAYIN!…
BAŞKALARININDA OKUMASI ANLAMASI İÇİN PAYLAŞIN!…
200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos’un siyah deri eldivenli yumrukları havada, başları önde posteri yıllarca hayal dünyamızı ve asıl oda duvarlarımızı süslemişti.İtiraf ediyorum ki, Aynur Çağlı’nın o muhteşem haberini okuyana kadar aynı karede önde duran, gümüş madalyalı Avustralyalı beyaz atlete hiç dikkat etmemişim. Adı Peter Norman imiş…

İşte bu atlet geçen hafta öldü. Haberin ve konunun tekrar gündeme gelmesinin sebebi budur.

Gelelim hikayeye…

Mexico City’de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış.

Madalya töreni için bekledikleri sırada, Carlos, Peter Norman’ın yanına gelerek sormuş:

- İnsan haklarına inanıyor musun?
- Evet, inanıyorum.
- Peki ya Tanrı’ya?
- Bütün kalbimle…

Bunun üzerine, iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:

- Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!

İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika’daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler… Ama nasıl?

Fikir Norman’dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekini John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar. Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da, dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne ‘İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi’nin kokartını iğneliyor.

Amerikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor.

Ve tabii (hatırlıyorum) dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah atletlerin fotoğrafını birinci sayfadan veriyor…

Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor. Eylem amacına ulaşmış, Amerika’daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını (ve buna bağlı olarak geleceklerini) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı haline gelmişlerdir.

Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman?

Meslektaşım Aynur’un anlattığına göre, Norman’ın da hayatı kararmış.

Tommie Smith diyor ki:

“Peter, bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesareti gösteren, onurlu ve belkemiği sahibi beyaz çok azdı. Peter, Avustralya’ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı. Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, üçümüzün de ilk evliliği sona erdi.”

Avustralya Devleti Norman’ı ölene kadar affetmemiş ama… Norman intikamını mezara götürmüş: 1968 Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru hâlâ, 38 yıl sonra kırılamamış.

Ölene kadar süren ‘eylem kardeşliği’…

İki amerikalı ve bir Avustralyalı ‘lanetli’ atletin o gün başlayan ‘eylem kardeşliği’ ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler.

Ta, geçen hafta, Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar.

Ve şimdi, fotoğrafın sağına tekrar bakın

Melbourne’de yapılan cenaze töreni. ‘Onurlu beyaz atlet’ Peter Norman’ın tabutu, Tommie Smith (solda) ve John Carlos’un omuzlarında…….Image

 
Leave a comment

Geschrieben von - 3. Mai 2012 in Uncategorized

 

Schlagwörter: , , , , , , ,

zeka gelistiren kitaplar


Bilim dünyası insan beynini farklı bir biçimde etkileyen on romanı belirledi.

Edebiyatın‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkan bir grup bilim insanı, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı kolaylaştırdığını belirledi.

Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientific American’da yazılan makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyor.

Nitelikli bir roman, bu etkileriyle insan beynini de keskinleştiriyor ve insan davranışlarına ilişkin bilgiler veriyor. İki bilim insanı, insan beynini en fazla geliştiren on romanı da tespit etmişler. Listede Tolstoy’un Anna Karenina veya Virginia Woolf’un Bayan Dalloway’ın yanı sıra Muhsin Hamid’in 2007 yılında yazdığı ‘The Reluctant Fundamentalist / Gönülsüz Köktendinci’ isimli romanı da yer alıyor.

Listede yer alan romanlar şöyle;

Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)

Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)

Nathaniel Hawthorne / Kırmızı Leke 1850

Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)

George Eliot / Middlemarch (1870)

Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)

Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)

Toni Morrison / Sevgili (1987)

J.M. Coetzee / Utanç (1999)

Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)

 
Leave a comment

Geschrieben von - 3. Mai 2012 in Uncategorized

 

elektrikli-elbise-intimacy


http://hippikiz.com/elektrikli-elbise-intimacy/

 
Leave a comment

Geschrieben von - 2. Mai 2012 in Uncategorized

 

Diet Cola seksiliği!

Reblogged from popüler mevzular:

Click to visit the original post

  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post

Dünyaca ünlü İtalyan tasarımcı Jean Paul Gaultier, Diet Cola’yı alladı pulladı, oldukça feminen, seksi bir kadın kimliğine soktu.

Weiterlesen… 80 more words

 
Leave a comment

Geschrieben von - 2. Mai 2012 in Uncategorized

 

Blood Piss Blues


Brezilyalı bir sokak sanatçısı olan Blood Piss Blues ismini verdiği serideki resimlerde kullandığı boyalara kan ve sidik karıştırıyormuş. Hastane ortamında, zarar vermeyecek ölçüde ve aralıklarla kanını aldırıyor, kan vermek isteyenlerin tekliflerini ise kabul etmiyor ve kan bankalarına gitmelerini öneriyormuş.

Blood Piss Blues

 

Daha fazlası için: http://viniciusquesada.tumblr.com/

 
Leave a comment

Geschrieben von - 13. März 2012 in Uncategorized

 

Schlagwörter: , , , , , ,

Darvin Ödülleri


İnternette kara mizah severler için mühtiş güzel bir sayfa buldum. Her sene darvin ödülleri salaklıklarıyla, yanlışlıkla ya da tuhaf şartlarda ölerek, insanlığı kendi aptallık genlerinden korudukları için insanlara öldükten sonra veriliyor. Bir nevi ölerek kendiniz gibi salaklar üretmediğiniz için teşekkür ödülü. Yüzünüzü buruşturmayın, ölenle alay edilmez demeyin, kara mizah olduğunu söylemistim. Aptallığın bilimiyle yani morfologi ile ilgilnenlere duyrulur. Gülmekten ölerek bir sonraki darvin ödülü sahibi olabilirsiniz. Bir dahaki sefere salak demeyin kimseye, bunu okuduktan sonra diğer duyduğunuz ve gördükleriniz hafif kalıyor. Ama birine hakaret etmek istiyorsanız ”Darvin ödülüne layık insansınız” deyiverin. Karşınızdaki kişinin memnun olacağına garanti verebilirim. Buyrun size ödül alanlardan örnekler…

  • Sinai’de sürekli fasülye ve soğan yiyerek diyet yapan bir vatandaş, o kadar çok gaz üretmişki, evindeki oksijen boru şeklindeki mağara evinde tehlikeli olacak sınırlara geliyor. Ölme sebebi “mors per flatum” olarak tıp kitaplarına yerleşmiş.
  • Gece yarısı uykunun ortasında telefonu çalınca, bir opera sanatçısı yanlışlıkla telefon diye telefonun yanındaki silahı alıp kendini vuruyor. Komşularının çağırdığı yardım geldiğinde iş işten geçmiş oluyor.
  • Mısır’ da bir kuyuya düşen tavuğu kurtarmak için 18 yaşındaki bir genç 20 metre derinliğindeki kuyuya atlar. Maalesef bilmediği kuyunun altında bir akıntı olduğu ve atladığı anda akıntıya kapılacağı. Tabiki bunu gören iki abisi ve bir ablası da peşpeşe atlar. Onlar çıkmayınca olaya şahit olan iki kişi daha atlar kuyuya. Bedenleri 300 km uzaktaki Nazaret’te bulunurken, tavuk da canlı bir şekilde aynı kıyıda bulunuyor. Bazen sanki hayat bizimle dalga geçiyor.
  • Polonyalı Krystof Azninski arkadaşlarına ne kadar ”erkek” olduğunu ispatlamak için arkadaşlarıyla yarışır. Önce kafalarına buzlarla vurup eşitliği sağladılar. Arkadaşı testereyi alıp ayak parmaklarını kesince, Azninski dayanamayıp yarışı kazanmak için testereyle kendi kafasını keser. Arkadaşları onun erkek gibi öldüğü kanaatinde olsalar da Azninski bunu bilmeden ölmüş oldu.
  • 1998 Şubat’ında Buenos Aires’de 25 yaşındaki koca, 20 yaşındaki eşiyle kavga edince onu balkondan aşağı atar. Buraya kadar tipik aile trajedisi diyebilirsiniz. İlginç şey bayanın elektrik tellerine takılı kalması. Sonra sebebi bilinmedik bir şekilde koca aynı yöne doğru kendi atlar. Amacı eşini kurtarmak mıydı yoksa işinin yarım kalmasına mı kızmıştı? Maalesef hedefi tutturamamış ve yere düşmüş. Eşi ise yakındaki bir balkona atlayıp kurtuluyor.
  • Achmed the dead Terorist gösterisini anımsatan bir hikaye. Filistin’ de teröristler bomba yerleştirip hedefe giderken varmadan yolda patlıyor. Önce yanlışlıkla patladığı düşünülen bombalar araştırıldıktan sonra ödülü kazanmayı hakkettiren gerçek ortaya çıkıyor. Saatler İsrail’de vaktinden birkaç hafta önceden geriye alınıyor. Israrla saatleri geri almayan Filistinliler bir süre sonra hangi saatin doğru olduğu kargaşasını yaşarlar. Bunu gözden kaçırdıkları içinse bomba bir saat önceden patlar.
  • Silahlar hakkında bilginiz yoksa uzak durmanızı konu alan bir olay. 2000 senesinde 19 yasındaki Texas’lı genç arkadaşlarıyla rus ruleti oynamaya karar verir. Tabanca olarak ise yarı otomatik 45 kalibre tabanca seçerler. Zavallı çocuk yarı otomatiğin ne olduğunu hayatı pahasına öğrendi.
  • 16 sene sonra bulundu. Amerika’ da bir evi soymak için bacadan girmeye çalışan hırsız, kafa üstü düşüp yaralanıyor ve takılı kalıyor. Herhalde yakalanmamak adına yardım çağırmayan hırsız 16 sene sonra evin bacası onarılırken ölü olarak bulunuyor.
  • Çok ilginç bulduğum bir ölüm çesidi. İntihar etmeye karar veren bir adam, işi garanti ve ölümü çabuk olsun diye değişik metodları aynı anda uygular. Plana göre zehir içip, kendini asmak,yanmak, aynı zamanda da beynine bir kurşun sıkmak. Zehiri içer, kendini uçuruma yakın bir ağaca asar. Kıyafetini ateşe verir. Beynine kurşunu sıkmaya çalıştığı sırada nefes alamadığından çırpınır ve yanlışlıkla kurşun ipe isabet eder, adam denize yuvarlanır. Ateş söner. Denizde yuttugu tuzlu sudan dolayı kusar ve midesi de zehirden temizlenir. Hızlı ölmek için uğraşan Darvin ödül adayı, suyun içinden saatlerce çıkamadığından vücut ısısı düşer. Balıkçı onu bulduğunda yaşıyor olsa da, hastaneye kadar yetişemiyor.
  • Bu olay da Almanya’dan. Hatta ben gazete de bizzat kendim okuyup saatlerce gülmüştüm. 46 yaşındaki Friedrich bakımıyla ilgilendiği filin kabız olduğunu tespit eder ve bol miktarda ilaç verirler. Saatlerce bekleyip hiçbir şey olmadığı için yakından bakmaya karar veren bakıcı, biraz yağ ile filin işini kolaylaştırmayı planlarken, ilaç etkisini gösterir ve hışımla Friedrich’e doğru büyük abdestini yapmaya başlar. O kadar hızlı ve sert olur ki bakıcı yere yığılır ve filin dışkı yığınının altında boğularak ölür.
  • Benim favorimi en sona sakladım. Biyolojik silahlar konusunda uzman, ürettiği ölümcül maddeyi zarfa koyar ve hedefine ulaşması için postaya verir. Zarfı açan kişi zehirlenip anında ölecektir. Yalnız yeterli pul yapıştırmaz. Herhalde heycandan olsa gerek. Mektup geri gelir ve inanılmaz ama gerçek: yıllar sonra kendine ilk defa mektup gelmiş olmasının mutluluğundan olsa gerek kendi kazdığı kuyuya kendi düşer ve mektubu açar. SON
 
Leave a comment

Geschrieben von - 12. März 2012 in Uncategorized

 

Schlagwörter: , , , , ,

Okullarda akıllı tahta ve bilgisayarlar


 

Okula gitmek için maddi manevi her türlü sıkıntı çeken çocuklarımıza layık belki ama acaba buraya harcanan giderler başka şeylere yönelik kullanılabilir miydi diye insan düşünmeden edemiyor.

 
Leave a comment

Geschrieben von - 12. März 2012 in Uncategorized

 

Schlagwörter: , , , ,

 
Follow

Bekomme jeden neuen Artikel in deinen Posteingang.